.: travesti, travestiler, shemale haberleri :.
|
Kız Gibiydim
Anacım !
Türkiye'nin ilk
transseksüellerinden 63 yaşındaki
"'Deniz Anne" ile Yonca Cingöz'ün
yaptığı röportajdan.
Adana'lıyım,
1944'te doğdum. Balinadayken -bizim dilde balina, askerlik manasında
(eşcinsel argosunda) -
1965-66'da
Edirne'de, erlerden biri
dedi ki bana: "Sen
İstanbul'a Mis Sokak'a gidersen, orda senin gibi neleri var!" O
zaman Mis Sokak tekti, başka yer yoktu. Balinalık bitti,
Adana'ya
döndüm. Evde itiş kakış, hor görmeler. Bundan 45 sene evveli düşün. Çok
sakladım ama nereye kadar, kız gibiydim anacım. Belim incecikti,
ayaklarım ufacık.
Gencim o zaman, içim kaynıyor, neyin ne olduğunu bilmiyorum. Kocaman bir
avlumuz vardı, arkası kerhaneydi. Çocukken ordan erkeklere bakardım.
Abim sorunca
"Kızlara bakıyorum" derdim. Kızlara özenirdim, bikini
giyiyorlardı. O zaman naylon külotlar, mayolar yeni çıkmıştı.
"Gideceğim"
diyordum, "Siz
benden kurtulun, ben de sizden."

Bir gün, unutmuyorum, evde yemek yiyorduk. Babam abime, Kürtçe
"Vur" dedi.
Keserle vurdu o da, kafam kan içinde, dışarıda kıyamet kopuyor, kerhane
kızları damlardan, pencerelerden bakıyor... Dayaktan bıkınca sonunda
evden çıktım
Garip ilişki
talepleriyle karşılaşmışsınızdır?
Birçoğu transseksüeller
yerine
travestilerle kalmak istiyor. Ameliyattan önce aktif
olarak ilişkiye girmemizi isteyen erkek çok olurdu, daha fazla para
verirlerdi. İhtiyacı olan mecburen kabul ederdi. Bir gün bir
İranlı
müşteri getirdiler. Adam çok dindarmış.
"Önce benle
evleneceksin" dedi. Gece 12'de
imam buldu,
getirdi, nikâhlandık. Sabahına boşadı beni. Dünyaya bir daha gelsem yine
bu işi yapardım, ruhumda var. Artık çalışmıyorum, ama gözüme kestirdiğim
olursa affetmem.
|
'Bu
işi yapmak ruhumda var'
Dünyanın en
eski mesleğinin, Abanoz Sokak'tan Bayram Sokak'a uzanan
son 50 yılını İstanbul'un en yaşlı transseksüellerinden
'Deniz Anne' anlattı
Yine
olsa yapardım, ruhumda var'
İstanbul hayatının sıradanlarından biri fuhuşsa, diğeri
fuhuş operasyonları. Sonuncusu geçtiğimiz aylarda Bayram
Sokak'ta düzenlenen operasyonda, Thompson'lu timler
balyozlarla kapıları kırdı, çalışanları götürdü,
kapıları mühürledi. Geçtiğimiz haftalarda hiçbir şey
yaşanmamışçasına yine mühürler söküldü, travesti ve
transseksüeller edalı bakışlarıyla cam kenarlarına
döndü. Bu yeniden açılış vesilesiyle yıllardır Bayram
Sokak'ta yaşayan, Türkiye'nin ilk transseksüellerinden
63 yaşındaki 'Deniz Anne'yle konuştuk: Yarım asırlık
meslek hayatının vazgeçilmezi olan semtten semte
göçlerini, camianın evvelki hallerini, işinin
garipliklerini ve kendince güzelliklerini...
İstanbul'a temelli gelişiniz nasıl oldu?
Adanalıyım, 1944'te doğdum. Balinadayken -bizim dilde
balina, askerlik manasında- 1965-66'da Edirne'de,
erlerden biri dedi ki bana: "Sen İstanbul'a Mis Sokak'a
gidersen, orda senin gibi neleri var!" O zaman Mis Sokak
tekti, başka yer yoktu. Balinalık bitti, Adana'ya
döndüm. Evde itiş kakış, hor görmeler. Bundan 45 sene
evveli düşün. Çok sakladım ama nereye kadar, kız
gibiydim anacım. Belim incecikti, ayaklarım ufacık.
Gencim o zaman, içim kaynıyor, neyin ne olduğunu
bilmiyorum. Kocaman bir avlumuz vardı, arkası
kerhaneydi. Çocukken ordan erkeklere bakardım. Abim
sorunca "Kızlara bakıyorum" derdim. Kızlara özenirdim,
bikini giyiyorlardı. O zaman naylon külotlar, mayolar
yeni çıkmıştı. "Gideceğim" diyordum, "Siz benden
kurtulun, ben de sizden." Bir gün, unutmuyorum, evde
yemek yiyorduk. Babam abime, Kürtçe "Vur" dedi. Keserle
vurdu o da, kafam kan içinde, dışarıda kıyamet kopuyor,
kerhane kızları damlardan, pencerelerden bakıyor...
Kaçtınız mı evden?
Dayaktan bıkınca sonunda evden çıktım ama haberleri
vardı gittiğimden. İstanbul'a gelince, Adana'dan mahalle
arkadaşım Metin'i buldum. Taksim'e yakın ev bulduk, iki
sene birlikte oturduk. Yavaş yavaş İstanbul'u öğrendim,
açıldım. Gündüz ev temizliğine gidiyordum, gece gezmeye.
Arabalarla takılırdık piyasalara, Taksim Meydanı'nda
'çark' yapardık. Yazın 10'da, kışın da saat 8 civarı,
hava karardı mıydı giderdik muhabbete. Chevrolet'ler
vardı, Anadol yeni çıkmıştı. İş için Dolmabahçe'ye
gidiyorduk, ekseriya Kilyos'a. Etiler'in tepesinde in
cin top oynardı, şimdi çok medyatik oldu oralar.
Homoseksüel o zamanlar hem çok azdı hem de aleni
değildi. Travestiler genelde yabancı uyrukluydu,
lubunyalar. İstanbul'da taş çatlasa 10-12 kişiydik.
Önceleri sadece sevdiklerimle yapıyordum, hoşuma giden,
kılıfıma göre olanla. Para mara almıyordum, daha
bilmiyorduk o işleri.
Para karşılığı sekse nasıl başladınız?
Metin bakıyordu bana, sonra o askere gitti, ben kaldım.
Temizliğe gidiyordum ama yetmiyordu, 15 lira nedir ki?
Bakkala çakkala borç derken, tamam dedim. Giydim mini
etekleri, ki İstanbul'da alenen ilk mini etek giyen de
benim. Siyah naylon külotlu çorapları keserdim, şort
diye dolaşırdım caddede. İlk sefer bir şoförle 20 liraya
Hilton'un arkasına gittik. Bostandı oralar hep,
bomboştu. Öyle öyle paraya alıştım, kiramı veriyordum.
Üstelik beni kovan insanlara yardım ediyordum. Abim
gitti, ablam geldi, ablam gitti, yeğenim geldi, o gitti,
eniştem geldi paralandığımı duyunca.
Ameliyatınız ne zaman oldu?
1974'te 12 bin 500 liraya oldum Şişli'de. O zaman iyi
para alıyorduk, 75 lira vizite. Ameliyattan sonra
rahatladım tabii, benliğime kavuştum, kadın gibi kadınım
şimdi. Vizitemde artış oldu, "Bu kadın" diyorlardı.
Müşteri yelpazem genişledi.
Şimdilerde seks hayatı Bayram Sokak'ta sürüyor, pek
çok da gece kulübü var. 70'li yıllarda nereler vardı
İstanbul'da?
Şimdiki Bayram Sokak'ın hemen arkasında Abanoz Sokak
vardır. Orada ufak gece kulüpleri vardı ev gibi, bir
odaya iki-üç sandalye koyuyorlar, bir de saz
getiriyorlar, uzun şişe biralar içiliyor. Abanoz, 73'te
faaliyete başladığında yine ilk çıkan bendim. Sokak
başında polis arabasını gördükleri zaman hemen kapıları
kapatıyorlardı. Erketeciler vardı, "Ramazan!" diye
bağırdılar mı kapılar kapanıyordu. "Gitti" diye
bağırdıklarında kapılar yeniden açılıyordu. Ben onu
götürdüm, o ötekini götürdü, derken hepimiz orada
çalışmaya başladık. Abanoz dediğim, İstanbul'un ilk
genelevi. Hâlâ Abanoz ve Bayram Sokak'ta Matis'in (Matild
Manukyan) evleri vardır. Abanoz zamanı, kimse sokaklarda
değildi. En önemlisi de sağlık ve güvenlik tamdı.
Hastanenin haftalık verdiği fişlerimiz vardı. Tarihi
geçtiği zaman yeniden kan vermeye giderdik, bakılırdı.
İnsanları sokağa salıp, AIDS'e, frengiye davetiye
çıkarılmıyordu. O zaman kondom diye bir şey yoktu,
hepimizin AIDS olması gerekirdi. Şimdi sağlık kontrolünü
isteğe bıraktılar.
Abanoz Sokak'a sonra ne oldu?
70'lerin sonlarında kapandı, Dolapdere'ye yerleşildi.
Eskiden ada gibi bir yerdi, şimdi trafiğe açıldı.
Kurtuluş'a çıkarken son ışıklarda küçük bir meydandı.
Yine halkçı Ecevit başta, onlar yıkıyordu, biz
yapıyorduk işçilerle, briketler elimizde. Perdeleri
takıp işimize devam ediyorduk. Bu yasaksa kökten bitir,
eğer serbestse niye yıkıyorsun? Darbeye kadar ordaydık.
Bir de Karaköy'de, Kemeraltı'nda çalışanlar vardı. Ülke
iyice karıştı sonra. O yıllarda Ülker Sokak çalışmaya
başladı. Ama Bayram Sokak, Abanoz devrinden bu yana hep
vardı, 79'dan beri aleni. Ünlüler çalışıyordu orada;
Kıllı Nermin, Lüks Nermin, hepsi. 1980'de darbeyle
Dolapdere kapanınca Bayram Sokak'a geçtim ben. Yine
işsiz kalmıyordum, çarka da çıkıyordum ama bir yandan da
perişanlık. Arkadaşlarımız dövülüyor, öldürülüyor,
şişleniyor. Kim kime dum duma. Öldürülüp Kasımpaşa'nın
Cinderesi'ne atılanlar oldu.
Bayram Sokak, İstiklal Caddesi'nin paraleli. Böyle
merkezi yere yerleşmek zor olmadı mı?
Hortum Süleyman zamanında yaşadıklarımızı unutamam, onun
gaddarlığını. Çok dayak yedim tekme tokat. Çok gözaltına
alındık. Emniyet müdürlüklerinde, o küçücük iğrenç
Sansar Han'da, her yerde kaldım. Bir girdik mi 15-20 gün
güneş yüzü görmezdik. Adanalısın diyelim, hemen Adanalı
polis bulurlardı, "Sizin oradan çıkmaz diyordun, bak
çıkmış işte" diye laf atarlardı. O da hırslanır, feci
döverdi. Memleketinin plaka numarası kadar dayak yerdin.
"Bursalıyım" de derlerdi arkadaşlar, numarası küçük
diye. O dönemlerde polis arabalarına da bindirmezlerdi
bizi günahkârız diye. Ya yürüyerek giderdik uygun adım,
ya da parayla araba tutardık, karakolun önünde bizi
beklerdi. Ekip önde, biz arkada, doğru Sirkeci'deki
hana.
Türkiye'nin birçok buhranlı dönemine tanıklık
etmişsiniz. En travmatik olanı da herhalde 1980 darbesi.
O dönemde siz neler yaşadınız?
İhtilal olduğunda Selahattin Çetiner'i radyodan
dinledim, kadın kılığındaki sanatçıların hepsini
yasakladı. Yasaklıyorsun da bu insanlara bir şey
vermiyorsun. Gazinoda çalışıyorum, herkes alıyor 10
lira, ben alıyorum 5 lira. Kaçak göçek çalışıyorsun,
fuhuş yapıyorsun, ne yapacaksın? Meşhur gazinolarda da
kaçak çalıştım. Moulin Rouge vardı, Olimpia'nın orada
Aşk Değirmeni, Çin Gazinosu, İstanbul Gazinosu, Sümer
Pavyonu. Bakma, 68'den beri piyasadayım ben. Dişlerim
filan dökülmemiş olsa biraz süslenir, yine çıkarım. Ne
muhtıralar, ne örfi idareler gördük, hiçbiri son darbe
gibi olmadı. Vur kaç yapıyorduk, hemen çıkıyorduk. Saat
12'ye kadar bir süremiz vardı, ne alırsan artık.
Hırsızlık yapamazsın, esrar eroin satamazsın, yapacağın
tek şey var. Ev verilmiyor, otellerde kalıyorsun. 20
kişi balık istifi gibi kaldığımızı bilirim.
Garip ilişki talepleriyle karşılaşmışsınızdır...
Birçoğu transseksüeller yerine travestilerle kalmak
istiyor. Ameliyattan önce aktif olarak ilişkiye
girmemizi isteyen erkek çok olurdu, daha fazla para
verirlerdi. İhtiyacı olan mecburen kabul ederdi. Bir gün
bir İranlı müşteri getirdiler. Adam çok dindarmış. "Önce
benle evleneceksin" dedi. Gece 12'de imam buldu,
getirdi, nikâhlandık. Sabahına boşadı beni.
Tüm olanlara rağmen 50 yıla yakın süredir bu işle
yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Mesleğinizin güzel tarafı
nedir diye sorsam?
Çok iyi ve temiz insanlarla da tanıştım, zaten kötülük
gördüğümle gitmezdim. Rağbet vardı o zaman, özel
davranıyordu insanlar, belki en güzel kısmı bu. Bir ev
kadınının bir tek düğününde gördüğü muameleyi biz sık
sık yaşardık. El üstünde tutulurduk. Patronlar bizleri
almak için birbirleriyle savaşıyordu, sopalarla
kulüplere sokulurduk biz, bende çalış diye. Dünyaya bir
daha gelsem yine bu işi yapardım, ruhumda var. Artık
çalışmıyorum, ama gözüme kestirdiğim olursa affetmem.
* * * * *
'Matild
Manukyan cahilleri severdi'
Türkiye seks ticaretinin efsanevi patroniçesi Matild
Manukyan'la da uzun yıllar çalışan 'Deniz Anne', vergi
rekortmeniyle ilgili hatırında kalanları şöyle
anlatıyor:
"Onunla 1979'da çalıştım, bir kötülük görmedim. Manukyan
zamanında baskınlarda bile bacak bacak üstüne
atabiliyorduk. Çalışma ortamı güvenliydi, rahattı.
Polisi, bekçisi, hırlısı hırsızı karışamazdı. Ama
hırslı, acımasız bir patrondu. Zaten bu âlemde
merhametli insan yaşayamaz. Okuma yazması olmayanları,
cahilleri severdi. Kerhaneye arka sokaktan girerdi.
Giyimi çok paspaldı. 'Ben kürk giyinsem de Matis'im,
çuval giyinsem de Matis'im, siz kendinize bakın' derdi.
Bir gün yine eve geldi. Herkes ayaklandı, yeni bir kız
vardı. Dilenci sandı sanırsam, eline birkaç kuruş
vermeye kalktı. Hemen koruması saldıracaktı da Manukyan
durdurmuştu. Onunla iki-üç sene Karaköy'de çalıştım ama
piyasaya da çıkıyordum. Odun parası, su parası, ayak
parası, elektrik parası, çay parası... Zaten
kazandığının yarısı patronun. İşçilerin parasını da
veriyorsun, zor oluyordu." |
|
|